HAYATA SARILMAK
Hayat yarı saydam bir yanılsama,
Kanı görmeden bir çocuğun ağlamaması gibi…
Geçmiş denen o şey, anımızı kanıksama,
Sanki geleceğimize de çomak sokacakmış gibi…
Hayat sonu olmayan bir deneme tahtası,
Annelerimizin “hayırlısı evladım” demesi gibi…
Yeni doğan güneşin beklediği bir umut yaftası,
Didinmekten bıkmayacaklara selam verir gibi…
Hayat sorgu kabul etmeyen bir inanma,
Açmaktan bıkmadığımız avuçlarımız gibi,
Korkularımızı tutup da bir deniz kıyısına bırakma,
Karşı kıyıda bizim için yaşayanlara güç verir gibi…
Hayat dünü olmayan bir umut,
Yarınlarda yaşayacağımızı herkese öğretir gibi…
Maviliğin içinde beyaz bir bulut,
Bakıyor bizlere sanki “son viraj, sabret” der gibi…
Sarılmak sıkıca hayata her gün en baştan,
Cenazelerimiz vardı, eser mi kaldı yastan?
Bak, korkuyordun evde oturup çeyiz düzmekten,
İşte Beşiktaş, işte Kadıköy, işte Emirgan…
Ve ağlamadık mı giden her sevgilinin ardından?
Güvenmedik mi onlara sonuna kadar?
Haksız mıymış annelerimiz bugüne kadar?
Bıkmadan, yorulmadan, kulakları çınlatılacak bir şey daha,
Hayatın adaleti var.
İnanmak, en doğruyu bulana dek çekilenlere aldırmadan,
Sarılmak sıkıca hayata, her gün en baştan…
Murat Pak
KARTONDAN EVLER
Kendi evimi yapsam, hem de kartondan
Pencereleri olsa, sadece sevinç çığlıklarını geçiren
Kapısı hep açık olsa, içerisi hiç soğumasa
Yaşasam içinde, büyüdükçe tükenmeden
Kendi evimi yapsam, hem de kartondan
Çocuksu oyunlar oynasam içinde, yalnızlığımı unutturan
Düşsem, dizim kanasa; yasal acılarım olmasa
Kahkahalar atsam içinde, nedenini aramadan.
Kendi evimi yapsam, hem de kartondan
Kırmızı puanlı elbisem yırtılınca ağlasam, tek derdim o olduğundan
Çatı yapmaya malzemem yetmese, öğlen saatinde bile yıldızlarım gözükse
Yaşasam içinde, tasasız bir hayat garantisinde.
Murat Pak
KURU BİR YAPRAK
Gecenin son ışıkları uğurlamıştı bizi
Onun gözleri kadar parlak olmasa da ,
Galiba bu sefer ilk selamı verecek sabah yeli
Hoyrat değil belki ama ;
Nedensiz ağlayan bir çocuğun gözyaşları kadar nemli.
Üzülmüyor değilim geride kalanlara ,
Biraz heyecan, biraz tebessüm, biraz da hatıra...
Mabedini yeni keşfeden o safın özlemi ,
İçimde günden güne büyüyen olgunluk-çocukluk ikilemi.
Üzülmüyor değilim geride kalanlara.
Önümde uzanan şu yarı aydınlık yol bir umut yine ,
Yeni dostlara, güzel günlere, mutluluk ifadelerine.
Yıldızlar mı? Onlar nedense daha parlak bugün.
Anlaşılan boynu bükük göndermek istemiyorlar bizi
Dedim ya; hüznü, neşesi ve bunların çelişkisi ..
Murat Pak
İSTANBUL MU SÖNÜK SEN Mİ BURDASIN?
Kandırıyor bu şehir beni
Yanakların, dudakların sanıyorum zenginlerin hormonlu meyve bahçelerini
Sarılışını hatırlatsın kıyıdan kaptığı bir karpuz kabuğunu kendine çeken deniz diyorum
Sevecen bir sahiplenme duygusu sunsun bana senin gerçekliğinden
Olmuyor, ben zevk almıyorum bu denizin bahsedilen güzelliğinden
Kandırıyor bu şehir beni
Biliyorum
Kandırıyor bu şehir beni
Saçların sanıyorum tuzlu suda yetişmiş o buğdayın kirli sarısını
Neşeni hatırlatsın bu keşmekeşte karşı yola geçmeyi başarmış bir çocuğun sevinci diyorum
Bir tebessüm sunsun bu insanlar bana senin yüzünden
Olmuyor, içim acıyor sana uzak bu şehir yüzünden
Kandırıyor bu şehir beni
Biliyorum
Kandırıyor bu şehir beni
Gözlerin sanıyorum Haliç’in sahte mavisini
Seni hatırlatsın esen bir meltem diyorum
Bir yudum sunsun bana senin nefesinden
Olmuyor, ufkum kapanıyor bu havanın grisinden
Kandırıyor bu şehir beni
Biliyorum.
Murat Pak
HER YERDE SEN VARSIN
Karşı iskeleden havalanan martının süzülüşünün asaletinde
Batmamakta ısrar eden güneşin son çabalarındaki gayretinde
Cebimde gezdirdiğim o dalgalara meydan okuyan deniz taşının güzelliğinde
Sen varsın olabildiğim her yerde.
Sahip olduklarımın değerini her saniye daha fazla bilmem gerektiğinde
Açılan yaralarımın hemen iyileşeceği düşüncesinde
Kendime verdiğim “yarının bugünden daha güzel geçeceği” sözünde
Sen varsın umudun olduğu her yerde.
Boğazımdan geçerken son bir kez çırpınan ekmeğimde
Ruhumun en fiziksel yanını serinleten o akşam melteminde
İsimlerini bile bilmediğim binlerce çiçeğin kokusunda, dalgaların isyan eden o ritmik sesinde
Sen varsın hissedebildiğim her yerde.
Kalbimin yemini gereği, gelecek denilen her günde
Gözlerinin güzelliği gereği, seni görebileceğim her yerde
Varlığının gerçekliği gereği, olabildiğim her hayalde
Ve aşkımın büyüklüğü gereği, seni sevdiğimi haykırabileceğim her toprak parçasında
Yani evrenin herhangi bir yerinde özetleyebileceğim bir şekilde;
Nefes alabildiğim her yerde sen varsın.
Seni seviyorum hayatım, iyi ki varsın…
Murat Pak
Üçüncü sınıf bir Hayat
Beynimiz kalbimize paralel bağlanmış,
Ruhsal gerilimimiz değişmiyor.
Tebessüm tipi kuvvetlendiricilerden devremiz arınmış,
Kazancımız hiçbir zaman olmuyor.
Sanki biraz fazla büyük gelecek kaygımızın iç direnci,
Verilen sözler gibi ihmal edilemiyor.
Ellili yaşımızdan bu cumaya bağlanan sıkıntılı düşünce geri beslemesi,
Çocukluğumuzdan kalan anıları beslemiyor.
Parmaklarımız kısa devre defterlere,
Aşka dokunuyor ama ondan geçmiyor.
Besleme kaynağımız bir açık devre,
Anlamsızlığımız sonsuza gidiyor.
Unutuyoruz küçük ama gerçek kapasitemizi yüksek frekansta
Sevmenin anlamı, dostluğun tanımı, paylaşımın temeli kalmıyor.
Ders notlarımız, habersiz kısa sınavlarımız olsun bize referans
Bu kez toprak kabul etmiyor.
Murat Pak
FELSEFEM SENSİN
Bir felsefesi olurmuş sözde erken kalkan insanın
Gün ışığını görmeden uyanmakmış helal olan uyku
Çiğli yaprak kokusu, penceremin şafak özetli buhusu
Bunlarmış sözde; sayısız, şüphesiz, sorgusuz anlamı hayatın
Kalktım sabahın beşinde bugün ben de
Ne kadar haklıymış köyümün çok bilmiş ihtiyarı, öğreneyim diye
Bir tadayım dedim güneş doğarken farklı mıymış çayın tadı
Bir bakayım dedim yakından kulağa hoş geliyor muymuş horozların dırdırı
İmam bile abdest almazdı o çayla
Ya da bana öyle geldi
Kuşlar, hışırtılar ve niceleri dolu değilmiş huzurla
Ya da bana öyle geldi
Şöyle bir durup düşündüm, anlamamı geciktiren o tavuk sesleri altında
Günümü, sabahımı helal kılan, mutlu yapan, huzurla saran senlilikti
Senlilikti anlamı hayatın
Sayısız, şüphesiz, sorgusuzca
Ve ben uyandım bu sabah da artık, biliyorum
Çünkü kulağımda o sessiz nefesini hissediyorum
Ve ben uyandım 20 yıllık uykumdan artık, biliyorum
Çünkü kalbimde o güzel varlığını hissediyorum
Bitanem, canım, tatlım, nedenim, anlamım, her şeyim;
Senle başlayan bir günün güzelliğine daha :
“Kucaklar dolusu merhaba”
Ve sana, canıma :
“Günaydın bebeğim”
Murat Pak
ADALET SORGULAMASI
Taşkışla bayırında bir Amerikan cipinin fren sesi,
Yerde bir çocuk, yüzü kanlı, titrek nefesi…
Plakanın sol üstündeki milyarlık çizikle,
Güneş gözlüklü şoförün tek derdi…
Yerde bir çocuk, yüzü kanlı, titrek nefesi;
Yatıyor koynunda birkaç kâğıt mendille…
Basıp gidiyor suçlu ve güçlü cipiyle zengin züppesi,
Kırmızı ışığı bu kez de kaçırmadan
Arkasında bıraktığı yitik bir hayat silsilesi
Akıyor kollarından tokluğu tanımamış kanı durmadan
Ve sonunda aceleci olmayan bir fren sesi
88 model bir Şahin yanaşıyor çocuğa…
Patlak hoparlöründe çalıyor Estergon Kalesi,
Toprak emeklisi Nazım abi iniyor soluk soluğa.
Sıradaki durak Taksim Devlet Hastanesi,
Çığlıklar, gözyaşları ve boş bakışlar zelzelesi…
Çocuğu yatırmış bizim ihtiyar, dönüyor evine,
Ah şu insanlık ne güzel kelime…
Yemiş trilyonluk cipin rüzgârını kendine gelir mi evlat?
Hırıltılı nefesi her dakika biraz daha yavaşlıyor.
Başında ne bir doktor, ne de bir hemşire; çocuk çok rahat,
O son göremeyişi hayatın güzel yanını, biraz daha yaklaşıyor…
Açılıyor karnı doymuş gibi soluk mavisi gözleri,
Sahipsiz kalıyor cansız ellerinden düşen son peçeteleri.
Ardından gözyaşı dökenleri sadece,
Taksim Devlet Hastanesi’nin asgari ücretli temizlikçileri…
Siyah gözlüklü, siyah ceketli amcalar geliyorlar,
Çocuğun ceplerine iyice bir bakıyorlar…
Bıraktığı tek miras temizlikçinin kullandığı mendilleri
Ve kalp cebinden dökülen mavi turuncu misketleri…
Yaşı küçük ve kimsesiz diye onlara da el koyuyorlar,
Misketlerini, zaten binlerce misketi olanlara veriyorlar.
Mirasın altında hayatın imzası…
Cemaatsiz gömülmek, çocuğun cezası…
Murat Pak
DERİNLİKLERİMDEKİ ANLAM
Bedelini alamasa da bütün gün ter döken buğday işçileri gibi uyandığım bir sabahın altısında
Bir kaç santim önünü göremeyip de binlerce km ötesini gören bir sarhoşun havasında
Tanrı katına çıkmasına bir kaç merdiven kala bayılmış bir din adamının yüz çizgilerinin manasında
Ruhum yorgun düşer ama seni hep sever kalbimin o en derin odasında.
Aslan topluluğundan kaçmayı bir kaç saniye ile başarmış o geyiğin şanslı edasında
Sırf başkaları gülüyor diye gülen bir çocuğun tebessümünün sonsuzluğunda
Bir koca karının çenesinde, bir pop starın cücük-küpe ikilemesinde
Ruhum çılgın düşer ama seni hep sever kalbimin o en derin odasında
Gelir akar sular, taşır o sevimli yaprağı bir yerden bir yere
Bazen bir dala takılır yaprak, kalır yerinde günlerce öylece
Sonra bir bakmışın havalanmış şuursuz bir hortumun içinde
Özü yapraktır, ağaçta olmayı sever, kalbinin en derin odasında
Bazen yokuz, bazen varız, bazen de bunu anlayamayacak durumdayız şu hayat dediklerinde
Değer veririz, kendimizi kendimizden soyutlarız şu gerçek olan ruhlar aleminde
Her iki dünyanın en ucundan haykırıyor yaprağı ağacına bırakmış o çocuk ;
Çinli gözlerimde, kirli tenimde, sessiz çığlığımda, sıkıcı zamanımda
Latin güzelliğimde, sevimli halimde, bitmeyen dırdırımda, doyumsuz olduğum zamanımda
Seni seviyorum yaprağın ağaçta olduğu her anda..
Ruhum gurbet düşer ama her an biraz daha aşıktır sana, kalbimin en derin odasında..
Murat Pak
Kantinden Üçüncü Kata
Aynı anda birkaç yerde olmayı gerektiren bir yorgunluk,
Ve nihayet bir çay molası…
Bardağı yarıya kadar doldurup gitmek lazım ama
Kantindeki her masa da pek bir oturası…
Bir yerde ders notu özetli beyazı kirletmiş bir yoğunluk,
Bir yerde arkadaşlık özetli batak tantanası…
Herkese toplu bir selam verip gitmek lazım ama
İnsanlar cana yakınların pek bir sevdalısı…
.
On küsür dakika sonunda, beş bin küsürlere çıkmayı gerektiren bir sorumluluk,
Bu bir “kendine ayrılan zaman” vedası…
Bir an önce ikinci adrese varmak lazım ama
Basamak yolcuları sevimlilere pek bir sarılası…
Ve sonunda başladığı yerde biten bir yolculuk,
İnsan hayatının zihnimize iliştirilmiş kanısı…
Söylemeden bencilliği, amaçsızlığı, yalnızlığı öğretirler bize ama
Onun da yaptığı gibi, hayat farklı ve kendine has bir edayla yaşanası…
Murat Pak